28 Ocak 2010
BUGÜNden...
27 Ocak 2010
Küçüğüm

Her acının ardından, acıtan her ne olursa olsun bu şarkıya koşarım. Başın ağrımasında acilen aranan ağrı kesici gibi.
Ne de güzel teselli eder “küçüğüm” sözü… Küçüğüm… Daha çok küçüğüm… Uzun zamandır hem de epey uzun zamandır dinlemediğimi fark ettim, karanlık çökünce dilime dolanıverince bu şarkı…
Küçük müyüm hala? Aynaya baktım uzun uzun. Yüzümde “küçüklüğümün” masumiyetini bulamadım. Gözlerimi kapattım, koparttım aynadan kendimi. Göz kapaklarımın ardındaki bana baktım. Ve yineledim… “Küçüğüm daha çok küçüğüm…” Küçük olmak öğretilmiş bana. Küçük olmaya alışmışım… Doğum yılımdan kalan kâr kaç olursa olsun ben küçüğüm… Ne olur büyümeyeyim…
Küçüğüm… Daha çok küçüğüm…
Ne kadar daha acıdığım zaman bu şarkının ardına saklanacağım? Ne kadar daha kamufle edeceğim kendimi?
Küçük müyüm hala… Kapatıyorum gözlerimi… "Küçüğüm daha çok küçüğüm”…
Küçüğüm daha çok küçüğüm Bu yüzden bütün hatalarım Öğünmem bu yüzden Bu yüzden kendimi Özel önemli zannetmem Küçüğüm daha çok küçüğüm Bu yüzden bütün saçmalamam Yenilmem bu yüzden Bu yüzden kendime hala güvensizliğim Ne kadar az yol almışım Ne kadar az Yolun başındaymışım meğer Elimde yalandan kocaman rengarenk Geçici oyuncak zaferler Küçüğüm daha çok küçüğüm Bu yüzden bütün korkularım Gururum bu yüzden Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım Küçüğüm daha çok küçüğüm Bu yüzden sonsuz endişem Savunmam bu yüzden Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem19 Ocak 2010
Pazartesi Sabahı
Gözlerde tatilden kalma mahmurluk, biraz da hafta sonu bomboş kalmanın neticesi kafayla
konuşmanın sersemliği… Demek ki bundan böyle hafta sonlarını boş geçirmemek lazım. Sabah kalkarken yollarda üşüyüp yorulacağımı ve işten hiç keyif almayacağımı düşünüyordum. Keyfimin yerine gelmesi için anneannemin bizde olması çok büyük bir şans. Hemen odasına koşup kocaman bi öptükten sonra yavaş yavaş gün aydın olmaya başladı:)Haberler de güzel bir müjde verdi. (ben müjdeyi görememiş olsam da) Ankara’ya ilk kar bu gece düştü… Televizyonda Ankara sokakları bembeyaz ama balkonumdan hiç kar görünmüyor :( kar her zamanki gibi yine kıyağını Çankaya’nın tepelerinde olanlara çekti…
Arabasızlığımın bilmem kaçıncı gününü kutlarken otobüs peşlerinde koştura koştura işe doğru yola koyuldum. Son otobüsümden de indikten sonra binayı görünce içimi bir sıcaklık sardı. Geçen sene bu zamanları düşündüm. Hafta sonlarından sonra ne çok özlerdim işimi… Yolun karşısına geçip masama oturmak için sabırsızlanırdım. İçim kıpır kıpır olurdu. Şimdi bu asık surat için sebep ne? Değişen ne? Hiçbir şey!
Ben yine işine aşık, çalışırken yüzü gülen biriyim. Ben değil miydim bu iş için ne savaşlar veren? Ve sen değil miydin beni bırakmamak için önüme ne fırsatlar seren… O halde ne sen beni bıktırabilirsin, ne de ben senden vazgeçebilirim…
Ben geldim:) Günaydın!
18 Ocak 2010
BUGÜNden...

1 Ocak 2010
2010
Hoşgelmiş.
Değişen ya da değişecek olan ne ise gönüllere göre olması dileğiyle…
Aslında değişen bir şey olmuyor. Bugün uyandığım sabah ile dün uyandığım sabah arasında “tatil” olmasının arasında bir fark göremedim…
Keşke gerçekten geriye sayılan 10 saniye sonunda değiştirebileceğimiz birşeyler olsa. Yeni yıla yeni dileklerimizi haykırırken "sıfır" dediğimiz anda filmlerdeki gibi kamera etrafımızda dönse ve ışıklar parlayıp sihirli değneğin ucu hayata değse…
Garip bir psikolojik baskı; yeni yıla yeni dileklerle girin! Bence beklentileri yükseltmeyip geçen senenin şükrünü yaparak girmek ruh sağlığı için daha iyi. Biraz “duygusal” şahsiyet olmaktan çıkıp “mantıklı” olursak değişen tek şeyin yılın son rakamı olması gerçeği çok da acıtmayacak :) Hatta bu konuda bu yıl beklentileri artırabiliriz bile; bu sene yılın son rakamı değil, son iki rakamı değişti :)
Herkese ağız tadıyla geçecek bir yıl diliyorum…
