sayfalar

BUGÜNden... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BUGÜNden... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2010

BUGÜNden...

Olmasın artık vedalar...
AŞTİ, ağlatma artık beni...
Peronda yalnız bırakıp beni, alıp götürme sevdiklerimi...
AŞTİ vedalara şahit etme beni...

5 Mayıs 2010

BUGÜNden...

Bahar oldu aman

Al kese astım gül dalına

Adadım yarin adına

İki göz oda

Dağ yeşil, dallar yeşil

Uyandılar bayrama

Her gönül şen

Bir benim bahtım kara

Kokuyor buram buram

Fulyalar vakit tamam

Bir bana uğramadı

Bu bahar bayram

Ağlama hıdrellez

Ağlama be bana

Acı ektim yerine

Aşk yeşerecek

Başka bahara


Ne yolu var ne izi

Tanıdık değil yüzü

Dileğim Allah’tan

Aşk sözün özü


Sevdiğim yok, eşim yok

Ağardı bir gün daha

Ey benim şans yıldızım

Gülümse bana

Ağlama hıdrellez

Ağlama be bana

Acı ektim yerine

Aşk yeşerecek

Başka bahara


Aşk yeşerecek, yeşerecek

Başka bahara

Yeşerecek, başka bahara


Dileğimi çizdim, bıraktım gül dalına...

Ektim aşkımın tohumlarını gül dibine...

Yeşerecek başka bahara...

25 Nisan 2010

BUGÜNden...

Deli dolu geçen haftalarda, sessiz sakin geçen pazarları seviyorum.

Bu Pazar da öyleydi. Evden çıkmama günümdü. Aklıma estiği anda elimde her ne varsa bırakıp gidip yattığım, sofrayı hiç toplamadığım, bir odayı akşama kadar gele gide topladığım, bilgisayarda izlediğim dizi her an açık durduğu, hatta bilgisayarın açık büfe misali akşama kadar hiç kapanmayıp canım sıkıldıkça başına geçtiğim harika bir pazar.

Bu pazarın son saatlerinde yaklaşık 4-5 aydır düzenlenmeyi bekleyen kütüphaneme takıldı gözüm. Aylar sonra aldığım kitap korumalık bir ay da öylece rafta bekledi. Şimdi kitapları güzel bir boy, tarz ve yazar sırasına koyup dizme zamanı. Elime Atilla İlhan'ın “kimi sevsem sensin” kitabı geldi. Kapağında çok güzel bir çift yeşil göz...

Öğrenciyken canım çok sıkıldığında raftan bir şiir kitabı alır, herhangi bir sayfasını açar ve “bu şiir, bu gün için, bu an için” derdim. Şiiri hazmettikten sonra da o sayfaya birkaç cümle karalar, tarihi atar, rafa tekrar koyardım.

2 Yıl oldu öğrencilik hayatım biteli... ve 2 yıldır ben bu şiir kaçamaklarını hiç yapmadığımı farkettim.

Elimdeki Atilla İlhan “kimi sevsem sensin” kitabından hemen bir sayfa açtım ve “geçen 2 yıl için” dedim...

görünmez camlara mı çarptım
dalgınlığın aynasında o akşam
bambaşka bir şehre uçacaktım
yıldız yağmurundan sırılsıklam
yalnızlığımda o kadın bekliyordu.

yanlı$ bir hayalin şehrinde kaldım
sevdiği ben değilim anlatamam.
o aşk bu değildi tasarladığım
büyük bir tenhalık nasıl korkmam
korkularım bir canavar doğurdu

bilmem n'apsam nereye kaçsam
ye$il karanlığında ağır tutsağım
gözlerinden çıkmak başlıca tasam
saçlarının zincirinde elim ayağım
kirpikleri süngü takmış bir ordu

bütün saatler bir anda durdu

ATTİLA İLHAN(ayak üstü aşk)

Ama daha sayfasına hiçbir şey yazmadım... O bana özel...

21 Mart 2010

BUGÜNden...


Hep beni mi bulmak zorunda bu otobüs kavgaları?

Her gün periyodik olarak 10 otobüsten 1 inde kavga mı oluyor yoksa ben bindiğim otobüse bu gücü beraberimde mi taşıyorum?

Dolmuş, belediye derken bu sefer de halk otobüsünde yüreğim ağzıma geldi!
Hepimiz uslu uslu otobüse binip paralarımızı ödedik ki önceki duraklardan birinde otobüse binmiş olan iki amca (bana göre) durduk yere ağız dalaşına girdiler. Uzak durmak da fayda var diyerek hanım hanımcık en uzak köşedeki koltuğa iliştim. Önce küfürler ağırlaştı sonra yumruklar konuşmaya başladı.

İşin rahatsız edici tarafı muavin olayı yatıştırmaya çalışırken şoför sakin sakin yoluna devam etti. Hemen otobüsten inip daha fazla olay yerinde olmak istemedim fakat iki durak arası mesafede yüreğimiz küt küt olayın içinde kalmaya mecbur olduk. İlk durakta kurtardım canımı ve psikolojimi. Benimle beraber kavga edenler de indi o ayrı!

Son günlerde Ankara'da otobüs kavgaları artmaya başladı. Bunun ne ile doğru orantılı yükselişe geçtiği apaçık ortada. Bunun bir önlemi alınsın artık. Her gün yüreğim ağzımda binmek istemiyorum otobüse!

1 Mart 2010

BUGÜNden...

BİR NASİHAT ALDIM BEN BUGÜN...



Emanete ihanet etmeyin...

Halinizden şikayet etmeyin..
Büyüğünüze emretmeyin..

Boş şeylerde ısrar etmeyin...
Cahillerle sohbet etmeyin.
Nefesinizi boşa tüketmeyin..


İnsanları bekletmeyin..
Etrafınızı kirletmeyin.

Hayatınızı mahvetmeyin..
Kimseye minnet etmeyin.


İnsanları yüzüne karşı methetmeyin..
Kimseye
küfretmeyin..
Kötülüğe meyil etmeyin..
Malınızı boşa sarf etmeyin..
Sırrınızı açık etmeyin..
Her şeyi merak etmeyin..
Suçunuzu inkar etmeyin...

Şerefinizi kaybetmeyin..

Vatanınızı terk etmeyin..

İyiliğe niyet edin..
Büyüklere
hürmet edin..

Sıkıntıya sabredin.
Aza kanaat edin..
Sözünüzde sebat edin..
Bildiğinizle amel edin..
Hatanızı kabul edin..

Yaramaz ise def edin..
Varken tasarruf edin..
Alimlerle sohbet edin..
Nefsini
zle inat edin..
Sofranıza davet edin..
Zararlıysa men edin..

Seviyorsanız ifade edin..
Kalpleri fethedin..
Misafire ikram edin..
Muhtaca yardım edin..
Bilseniz de i
stişare edin..
Tehlikeye dikkat edin..
Hakkı teslim edin..

Unutacaksanız kaydedin..
Esirgemeyin lütfedin..
Gariplere merhamet edin..
Kazanmaya gayret edin..
Çalışanı takdir edin..

Başarıyı tebrik edin..
Mazereti Kabul edin...
Her an tevekkül edin..
Hastaları ziyaret edin..

Çocuğunuzu terbiye edin..

İyiliği emredin..

Kötülüğü terk edin..

Herkese tebessüm edin..
Güvenseniz de kontrol edin..
İnanmayana ispat edin..
Fakirleri gözetin..
Hayır için sarf edin..


25 Şubat 2010

BUGÜNden...


Evde mis gibi helva kokusu...
Kandillerin en güzel kokusu...
Tabaklara konup komşulara verilmek üzere hazır bile. Arada bir de ağıza atılanlarla mide de dolduruldu...

Kandilin layıkıyla geçmesi ve edilen duaların hayrlarla bizleri bulması dileğiyle...



23 Şubat 2010

BUGÜNden...


Bir gün dönüp bakınca düşler
İçmiş olursa yudum yudum yıllarını
Ağla ağla firuze ağla...Anlat;

Bir zaman ne dayanılmaz güzellikte olduğunu

Kiskanır rengini baharda yeşiller

Sevda büyüsü gibisin sen Firuze

Sen nazlı bir çiçek bir orman kuytusu

Hüzün büğüsü gibisin sen Firuze

Duru bir su gibi bazen volkan gibi
Bazen bir deli rüzgar gibi

Gözlerinde telaş yıllar sence yavaş

Acelen ne bekle Firuze

Acılı bir bakış yerleşirse eğer

Kirpiğinin ucundan göz bebeğine

Herşeyin bedeli var güzelliğinin de
Bir gün gelir ödenir, öde Firuze...

Sezen Aksu, git başımdan!!

28 Ocak 2010

BUGÜNden...

Kar vardı bugün Ankaramda... Ne de çok yakışır kar Ankarama, Ankaram kara... Sabah beyaz bir şehre uyanmanın verdiği huzur kadar bir huzur yaşamadım belki de.
Huzur indi yeryüzüne. Ne de çok özletti kar bu sefer kendini.



Çocuklar gibi kar topu oynamak istedim. Bahçeye boylu boyunca uzanıp karlara gömmek istedim kendimi.
Kızılayın ortasında güvenparkta kendini karların içine atan çocukta kaldı aklım.

Ankara'ya kar yağdı bugün... Ankara'ya mutluluk yağdı bugün...




Sokaklar şenlik yeri gibiydi. İnsanlar yıllar sonra kar görmüşlerdi sanki. Fotoğraflar çekiyorlardı, kocaman kocaman amcalar, teyzeler kar topu oynuyordu...

18 Ocak 2010

BUGÜNden...

Yeni bir site keşfettim... Hayatımızda küçük ama bizi yoran detayları bizim için düşünüp kolaylaştıran bir site.


Bilmediğimiz ya da hakkında çok fikrimiz olmayan konularda vaktimizi en çok "Nasıl yaparım" diye düşünerek harcarız.


Nasıl yapılır, bize bu konuda yardımcı oluyor.


Ben en çok yemek tarifleri için yardım alıyorum Nasıl Yapılırdan...


Tavsiye ederim :)

1 Ocak 2010

2010

Yine yeni bir yıl…

Hoşgelmiş.

Değişen ya da değişecek olan ne ise gönüllere göre olması dileğiyle…

Aslında değişen bir şey olmuyor. Bugün uyandığım sabah ile dün uyandığım sabah arasında “tatil” olmasının arasında bir fark göremedim…

Keşke gerçekten geriye sayılan 10 saniye sonunda değiştirebileceğimiz birşeyler olsa. Yeni yıla yeni dileklerimizi haykırırken "sıfır" dediğimiz anda filmlerdeki gibi kamera etrafımızda dönse ve ışıklar parlayıp sihirli değneğin ucu hayata değse…

Garip bir psikolojik baskı; yeni yıla yeni dileklerle girin! Bence beklentileri yükseltmeyip geçen senenin şükrünü yaparak girmek ruh sağlığı için daha iyi. Biraz “duygusal” şahsiyet olmaktan çıkıp “mantıklı” olursak değişen tek şeyin yılın son rakamı olması gerçeği çok da acıtmayacak :) Hatta bu konuda bu yıl beklentileri artırabiliriz bile; bu sene yılın son rakamı değil, son iki rakamı değişti :)

Herkese ağız tadıyla geçecek bir yıl diliyorum…

13 Aralık 2009

BUGÜNden...


İnsan kitap almamak için kendini zor tutar mı?

Ben tuttum...
Başardım da...
Almadım o mis gibi kokan kitapları...
Pişmanım da...

:( Ama geçerli sebeplerim vardı...

Aklım hala o 3 kitapta...

Ceza verdim kendime; "okunacaklar" rafındaki kitaplar, "okunanlar" rafına inmeden almak yok onları!

16 Ekim 2009

3 Ekim 2009

BUGÜNden...

hadi bakalım...

yarın taze, taptaze bir gün olsun...

hatta birazcık yağmur yağsın; havayı ferah kokutacak kadar....


günler sonra yüzümüzde güneş doğsun...

yağmurdan sonra gökkuşağına vesile...


önce sıhhatli bir uyku ve sabahına fırından yeni çıkmış sıcak ekmek tazeliğinde bir gün...

yarın cumartesi ne de olsa:)

3 Eylül 2009

'Hayat Güzel'(miş)dir


En keyif aldığım şeylerden biri de kütüphanemin başına geçip okuduğum kitapları süzmektir. Okumayı çok seven ama sevdiğim kadar da yavaş okuyan biriyim.






Gariban çocuklar çok sevdikleri şekerlemeleri, çikolataları ya da dondurmalarını hiiiç bitmesin diye minik minik ısıra ısıra yerler ya... O misal ben de minik minik okurum kitaplarımı. Aslında gariban değil aksine zengin ve açgözlüyüm kitap konusunda:) Bir raf daha hiç okumadığım kitaplarım vardır sıkış tıkış yerleştirdiğim...


Bu akşam da şöyle bir kitaplığımın başına geçtim. Göğsüm kabarık okuduğum kitaplara baktım... Çocuklarıma hatta torunlarıma gösterip övünürken takınacağım eda şimdiden geldi oturdu üzerime:)

Kitap okumanın en keyifli yanı da okurken kitabı, köşesine berisine küçük küçük notlar almaktır kitabın... Okuduğumla alakalı olsun olmasın. O anı hatırlatır ya bana, yeter. Fakat dışarının sözlerinden etkilendiğim yaşlarda kimi "bilgin" sandıklarım; "aman ha kitaplarına iyi bak onları yıpratma" demişlerdi. Ben de o sözü dinlemek için bir ara kitaplarımda içime işleyen sözlerin altını çizmez, kitapla çene yarıştırır misali sağına soluna not almaz olmuştum. (Ne yazık o vakitte okuduğum kitaplara...)


Başta söylediğim kütüphanemin karşısına geçip göğsüm kabara kabara izlediğim kitaplarımdan bir tanesini aldım elime. Kitabın altı çizili yerlerini okuyup, kitabı okuduğum tarihe dönücem güya...

Bir sayfa, iki sayfa, on sayfa ve daha fazlası derken bir baktım hiç not, altı çizili paragraf yok...


Yüzüm düştü, hayalimde yanıma oturttuğum çocuklarıma, torunlarıma karşı mahcup oldum, yüzüm kızardı... Derkeeen bir baktım kitapta ilgimi çeken bir kısım var:)



Kitap İclal Aydın'ın 'Hayat Güzeldir' kitabı. Kitabın ilk sayfasına attığım tarihe göre 2002 yılının başlarında okumuşum. Kitabın kapağındaki bilgiye göre de 5. baskısı. Ya ben okumakta birazcık geç kalmışım ya da kitap çok iyi satmış:)










Kitap, (belki hatırlarsınız) İclal Aydın'ın o zamanlar yaptığı 'Hayat Güzeldir' programından kalan hatıralarının bir toplamı. Günlük tadında. Aralara gerçek hayattan kesitler sunması için kendi el yazısıyla arkadaşlarına -özellikle montajcısına- yazdığı küçük notları barındırıyor. "Programda şöyle yapalım, şu şarkıyı kullanalım..." gibi ricalar... Kibarlaştırılmış direktifler:)



İşte, kitapta kendi aldığım notları ararken bu notlarla karşılaştım... Gözlerim doldu, tatlı tatlı gülümsedim. Hatırladım da bu kitabı 7 sene önce okurken bu notlara bakıp bakıp iç geçirirdim. "Acaba ben de bir gün..." diye başlardım hayal kurmaya...



Hayaller gerçek oluyormuş. Şimdi o notları görünce tekrar başladım yeni hayaller kurmaya:)



Bana yaşattığı bu güzel akşamın hatrına kitaptan da küçük bir alıntı yapalım artık:

<<...

Dünyanın her yerinde zordur kadın olmak... Yalnız kadın olmak, çalışan kadın olmak, dul kadın olmak, dayak yiyen kadın olmak, hem okuyan hem çalışan kadın olmak, siyasetçi kadın olmak.

Çalışırken, severken, sevilirken, anne olurken, çocuklar yetiştirirken, kavga ederken, hayatı toplayıp asık suratlı günleri değiştirmeye çalışırken... Hüzünlüdür kadın olmak. İkna etmeye çalışırken... Anne olduktan sonra beklenmedik bir anda yalnız kalırken, yaşama seyirci kalırken, seyirci bıraktırılırken, bildiği son sınırlara uzaktan bakarken... Ve kahramanlıktır kadın olmak.
... (Hayat Güzeldir '50)>>

24 Ağustos 2009

Yücel Hoca'ya son görev...

“Ve bir yıldız daha kaydı” diye başlar sözler…

Bu sefer yıldızları “yıldız” yapan kaydı bu dünyadan…

Yürekleri burkan, boğaza o çözülemeyen düğümü oturtan haber: “Yücel Çakmaklı hoca bu dünyadan göç etti”

Ne denir ki… Bu dünyaya atılacak en güzel imzayla ölümsüzleşen, dünyalığına çalışırken ahiretini de güzelliştiren bir insan.

İnandığı değerleri ve fikirlerini dimdik duruşuyla Beyazperdeye bir nakkaş edasıyla işleyen, başarısıyla övünmeden mükafatlanan bir insan…

O koca yumruk halen daha boğazımızda… Seni unutmak mümkün değil Yücel Hocam…

Mekanın cennet olsun…

Ve ayakta alkışlanan tarihi;

1963 yılında, askerden döndükten sonra Yeni İstanbul Gazetesi'nde Tarık Buğra'nın yönettiği sayfada sinema yazıları yazmaya başladı. Bir yandan da Erman Film Stüdyoları'nda yönetmen yardımcısı olarak çalıştı.
1968'e dek 50 kadar filmde Dr. Arşevir Alınak, Osman Seden, Orhan Aksoy gibi yönetmenlere yardımcılık yaptı. İlk filmi Kâbe Yolları'nı (belgesel) yönetti.
1969'da Elif Film şirketini kurdu. Milli sinema olarak adlandırılan akıma dayalı filmler çekti.
1975-1990 arası TRT bünyesinde çalışmalarına devam etti. Kısa hikayelerden 30-70 dakika arası kısa TV filmleri yaptı.
1978'de Prag'da televizyon filmleri arasında ödül alan ilk yapım olan "Çok Sesli Bir Ölüm" ve "Çözülme" bu tarz çalışmalardır .
Tarık Dursun K.'dan Denizin Kanı, Tarık Buğra'dan Küçük Ağa ve Kuruluş gibi, roman uyarlamalarından TV dizileri gerçekleştirdi.
Necip Fazıl Kısakürek'in Bir Adam Yaratmak ve Turan Oflazoğlu'nun 4. Murad'ı gibi tiyatro eserlerinden TV oyunları yaptı.
Müzik odaklı drama olarak Hacı Arif Bey'in hayat hikâyesi ve bir Rumeli türküsünden yola çıkarak çektiği Aliş'le Zeynep sayılabilir.
Çocukluğu ve ilk gençliğinde aldığı altın tecrübelerle Türk Sinemasının en otantik yönetmenlerinden biri olmaya hak kazanan Yücel Çakmaklı, pek çok ilke imza atan ve çok değişik konuları filmleştiren çalışkan bir yönetmendir.
10 Temmuz 2008'de Devlet Üstün Hizmet Madalyasına layık görülmüştür.

(bilgilerin kaynağı: sinematurk.com)

12 Ağustos 2009

BUGÜNden...


TAN VAKTİNİ BEKLEMEK... GÖZYAŞIYLA, SABIRLA AMA UMUTLA...
GECENİN EN KOYU OLDUĞU O ANDA IŞIĞIN EN GÜZELİNİ BEKLEMEK...
BİR ANDA IŞIĞIN YEŞERMESİNİ BEKLEMEK...
TAN VAKTİNİ BEKLEMEK...
DUALARLA...

28 Mart 2009

Muhsin Yazıcıoğlu


Ve başımız sağolsun…

Elim bir türlü yazmaya gitmedi. Ne zaman otursam bilgisayarımın başına hep bir bahane buldu yüreğim, kalktım ve erteledim bu yazıyı…

Belki de olmasını istediğim son ama tek umut gerçekleşiverir diye “biraz daha bekle” dedim kendime… Olmadı… Ama olmadı…

Her son dakika haberinde küt küt attı yüreğim… Başlıklar belirdi gözümün önünde, spikerin mutlu, heyecanlı yüzünü hayal ettim… Hayaldi ama hepsi. Gerçekleşemeyecek bir hayal…

“Enkaz bulundu” haberini verdiler önce. “İyi haberi mi istersin önce kötü haberi mi” diye sormadan “enkaz bulundu” müjdesini verdiler. Televizyonun başına toplandık. İlginçti o an hissedilenler. Bir gün öncesinde “vefat etmiş” olması ihtimalinin üzerine, yayıncılıkta “önceliği” yakalamak için bir “muhsin yazıcıoğlu” dosyası tüm çalışanlar seferber edilerek hazırlanmıştı bile. Arşivi didiklemiş, tüm programcılardan yapılan röportajları toplamıştık. Vtr hazırdı. Televizyonun önünde son dakika haberini izliyorduk. Yüreğimizde “yaşıyor” haberini almak geçerken elimizde “başımız sağolsun” kaseti hazırdı. O an o vtr yi hazırlamak için yapılan tüm çabaların boşa çıkmasını tüm çalışanlar yürekten istiyorduk!!

Ama takdir-i ilahi… Kaset akşamına yayına girdi…

Başımız sağolsun…

Bir güzel yürek daha daimi âleme göç etti… Rabbim mekânını nur eylesin…

24 Aralık 2008

BUGÜNden...

KARLAR DÜŞER
DÜŞER DÜŞER AĞLARIM
HEP İSMİNİ...
HEP İSMİNİ ANARIM...


ilk kar düştü bugün ankaraya...
anakaraya...
karama...
anakarama...
Related Posts with Thumbnails