sayfalar

BEYAZPERDE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEYAZPERDE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2010

BEYAZPERDE

CESARETİN VAR MI AŞKA? (JEUX D'ENFANTS)
izlendi...
Bir zamanlar her gün bir film izleyeceğim diye depo ettiğim filmlerden biriydi. Fransız yapımı olması beni benden aldı ve merakla oturdum izledim.
Öncesinde fragmanına göz attığımda çok etkilendim. Daha fragmanda başladım ben ağlamaya:) ama filmin kendisi fragmanı kadar ağlatmadı. Sophie'nin saçma sapan kaprisleri deli etti beni. Dünya onun etrafında dönüyor sanki! Julien'in çocukluğu çok şirindi.



Kurgu ve oyunculuk güzeldi. Fransız filmlerinin havası bir başka oluyor zaten. Aşklarını yaşayışları çok etkileyici idi. Hastalıklı bir aşk...


Filmi izledikten sonra “abartılacak kadar etkilenmedim, ben daha etkileyici aşk hikayeleri gördüm” dedim ve sinema eleştirmeni arkadaşlarım tarafından kınandım:)
Vel hasılıbeni ağlatmasa da bu hikaye izlenmeli...

4 Mart 2010

BEYAZPERDE

CENNETİMDEN BAKARKEN

İzlemiş oldum

Dediler ki Peter Jackson filmi…

Görünüşte bir cinayet senaryosu ama beklediğim gibi değil. Zekice yapılmış planlar, ustalıkla temizlenen kanıtlar yok. Filmin 54. dakikasında hala daha konunun “giriş” kısmından çıkamadığını hissettim.

Birbirine aşık bir çift, 3 çocuk, mutlu bir aile. Baba çocuklarına çok düşkün. Özellikle büyük kızına ve derken büyük kızı daha 14 yaşındayken bir sapık tarafından öldürülür. Bu ölümden sonra filmde olaylar gelişme bölümüne girmiş ama ben o heyecanı yakalayamadım.

Bunu yapmayı sevmiyorum ama filmde sürekli “ben olsam” diye düşündüm… “Ben olsam filmi nasıl kurgulardım?” Filmimizin başrolü Susie, fotoğraf çekmeyi çok seven bir kız. Elinde makinesi her şeyin fotoğrafını çekiyor. Baba cinayetten sonra bu fotoğraflarla katili bulma yoluna gidiyor. Bu filmi sürükleyecek çok güzel bir düşünce fakat yeterince kullanamamışlar. Baba, fotoğraflardaki yüzlerden birinden şüpheleniyor, peşine düşüyor. Ama neden o yüzden şüphelendiği meçhul. “Baba içgüdüsü” olarak geçiştirilmiş resmen… Hatta peşine düşme süreci de çok kısa tutulmuş.


Bunların yanı sıra, ölen Susie dünyayı bırakamadığı için dünya ile cennet arasında kalıyor. Buraya kendisi “mavi ufuk” diyor. Filmde yapılmış güzel bir ters açıydı bu fikir. Hep dünyada kalanların, ölenlerin arkasından sürekli ağlayarak onları huzur ettiğini düşünürüz, filmde ise Susie dünyayı bırakamadığı için babası huzur bulamıyordu.


Son söz olarak çok da izlenilesi bir film değil. Boş bir akşamı renklendirmek için evde belki izlenilebilir.

Tek bir tavsiyem olacak ki; filmin başındaki o sarı saçlı, kıvırcık kafalı, pembe yanaklı şirin kızı görmek gerek…

7 Şubat 2010

BEYAZ PERDE



KANAL-İ-ZASYON




Kanalize olduk biz de:)
Geçenlerde bir gece arkadaş toplantısında film izleyelim diye tutturduk… Elimizde olan filmlere şöyle bir göz attığımızda içlerinide ortamı neşelendirmesini umduğumuz tek film “Kanalizasyon” çıktı. (arkadaşlardan biri sebebini anlamadığım bir şekilde Türk filmi izlyelim diye tutturdu)

Filmi gösterime girdiğinde de çok merak etmiştim. Bir televizyoncu olarak izlemem gerekiyordu belki de :)

Şaka bir yana Kanalizasyon gerçekten “güldürdü” hepimizi de. Güldürürken keyf de aldırdı hatta. Son zamanlarda küfür ve belden aşağı esprilerle güldürmeyi amaç edinen Türk filmleri yüzünden Türk komedisinden korkar olmuştum.

Kanalizasyonda da küfür yok değil. Mahallede bir çocuğun ağzında duysanız yüzünüzü buruşturarak bakacağınız küfürler beyaz perdede o “koca” adamların ağzına yerleşiverince nedense gülmekten kırılıyoruz. Fakat Kanalizasyon’da bir farklılık vardı. Film küfürlere güldürmeyi amaç edinmemiş.


Okan Bayülgen’in oyunculuğu mükemmeldi. Pamuk Prensesi izleyişi hala daha güldürüyor beni.

Filmi izledikten sonra Kanal D’de Disko Kral’ı başlamıştı. İşin komik tarafı Okan’ı öyle bir rolde gördükten sonra Okan’ın normal haline alışmak epey zor oldu :)

28 Mart 2009

BEYAZPERDE








Kucağında bir bebeğin, sevdiğin adamın ve kızının babasının ölümünü izlemek… Bunların hepsini aynı anda, aynı kişide izlemek…

Benjamin Button’ın tuhaf hikayesi…

İzlenmesi fakat asla empati yapılmaması gereken bir film…

16 Mart 2009

BEYAZPERDE

oscar ödülleriyle ilgili bir dosya hazırlarken epey söylenmiştim "aynı filme bu kadar ödül verilir mi canım? iyice suyunu çıkardılar" diye...


hatta öyle ki, o dosyayı yapmak zorunda olmasam oscar törenini protesto amaçlı olarak ilgilenmeyecektim haberleriyle... ( bu durum tavşanın dağa küsmesinden farklı olmasa da kararlıydım:) )



ne de olsa hepi topu bir bilgi yarışmasında herşeyi bilebilen bir çocuğun hikayesiydi... ne aksiyon vardı ne de hayret ettirecek efektler...



ama yine de merak işte... filmi izlemeden duramadım. bahanem de hazırdı "filmin müzikleri filmi izlemem için beni çekti:)" (şaka maka cidden müzikler harika)



velhasılı kelam MİLYONER'i bir solukta izledim:) sonunda tatlı bir huzur, yürek dolusu bir cesaret ve gözlerimde bir iki damla yaş vardı...



sonunda gördüm ki ödüllerin ne için verildiğini anlamaya çalışmam boşaçabaymış... hissetmek gerekiyormuş...



teşekkürler Danny Boyle ve Loveleen Tandan

Related Posts with Thumbnails